hp deskjet f4180 yazıcı indir
HP Deskjet F4180 serisini windows işletim sistemi ile kullanmak için ihtiyacınız olan sürücüler.
HP Deskjet F4180 serisini windows işletim sistemi ile kullanmak için ihtiyacınız olan sürücüler.
AİRENİN ALANI Bir noktadan eşit uzaklıkta bulunan çizginin çevrelediği düzleme daire denir.
Daire, öbür düzlemler gibi, doğru parçalarıyla sınırlanmamıştır. Daire, Eğri bir çizgi ile sınırlanmıştır.
Daireyi çevreleyen bu çizgiye çember adı verilir. Dairenin tam ortası, dairenin merkezini meydana getirir. Dairenin çevresi, merkezden eşit uzaklıkta bulunur.
Merkezden geçmek üzere çemberin İki noktasını birleştiren doğruya çap, merkezden çembere kadar gelen doğruca yarıçap denir. Çemberin herhangi iki noktasını birleştiren ve merkezden geçmeyen doğruya Kiriş, kiriş doğrusu arasında kalan çember parçasına yay, çembere dışardan bir noktadan değerek geçen doğruya da teğet denir.
devamını oku…
Sevimli Hırsız izle. “Sevimli Hırsız izle“. Sevimli Hirsiz
Sevimli Hırsız izle, Sevimli Hırsız seyret, Sevimli Hırsız fragmanı, Sevimli Hırsız indir,Sevimli Hırsız Türk Filmi ,Sevimli Hırsız Türk Filmi izle,Sevimli Hırsız Türk Filmi online izle, Sevimli Hırsız Türk Filmi filmini izle, Sevimli Hırsız
Bi sürü Adamın biri
Adamın Biri…
Adamın biri ata binmeye bayılırmış, binince de bayılmış.
Adamın biri işi başından atmış, ayağına düşmüş.
Adamın biri kazık yemiş ama tadını beğenmemiş.
Adamın biri kazık yemiş ama doymamış.
Adamın biri mahkemeye düşmüş, ayağı kırılmış.
Adamın biri köpürmüş, karısı da çamaşır yıkamış.
Adamın birinin tabağındaki yemek bitmiş, tenceredeki pire.
Adamın biri çene çalmış, karakola götürmüşler.
———————————————————————————– devamını oku…
2007 - 2008
EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI
15 KASIM İLKÖĞRETİM OKULU
7. SINIF REHBERLİK PLANI
3 - 5 - 8 - 17 - 39 - 44
İşte 11. kez devreden süper loto çekilişindeki süper rakamlar.. Bize birşey çıkmadı
6 bilen varsa ve bizim sitemizden öğrendiyse lütfen irtibata geçsin
yani tebrik edelim diye…
Termometre Çeşitleri
Isınınca genleşmeleri sıcaklıkla orantılı olan katı, sıvı, gaz maddelerden çeşitli termometreler yapılmıştır. Çok yaygın olarak kullanılan sıvılı ve metal termometrelerdir.
Sıvılı Termometreler:
Sıvılı termometrelerde genleşmeleri büyüyen ve sıcaklıkla orantılı olan sıvılar kullanılır. İnce cam boru içindeki sıvı; cıva ise cıvalı termometre, alkol ise alkollü termometre adını alır.
Cıva –39 santigrat derecede donar, 357 santigrat derecede kaynar. Cıvalı termometreler ile –39 santigrat derece ile 357 santigrat derece arasındaki sıcaklıkları ölçebiliriz. Çok soğuk kış günlerinde bu termometreler kullanılmaz. Bunu yerine donma sıcaklığı daha düşük olan alkollü termometreler kullanılır. Çünkü alkol yaklaşık olarak-115 santigrat derecede donar. Bu termometreleri kutuplarda kullanmak mümkündür. Ancak kılcal boru içindeki sıvının iyi görülebilmesi için kırmızı, mavi, sarı vb. renkli boya maddeleri ile boyanması gerekir. Sıvılı termometreler kullanıldıkları yerlere göre çeşitli isimler alırlar. Duvar termometresi, laboratuar termometresi ve hasta termometresi gibi.
Hasta Termometresi:
Cıvalı bir termometredir. Vücut sıcaklığını ölçmede kullanılır. 35 santigrat derece ile 42 santigrat derece arasındaki sıcaklıkları 1/10 incelikle ölçer. Bu termometrelerin haznesi ile kılcal borunu birleştiği yerde bir boğum bulunur. Vücut sıcaklığı ölçüldükten sonra termometre sapından tutularak sallanır. Neden? Yeni bir ölçmeye hazır olan termometre ağız içi ya da koltuk altına konularak vücut sıcaklığı ölçülür.
Metal Termometre:
Cıvalı ve alkollü termometreler ile ölçülemeyen sıcaklık derecelerini ölçmek için metal termometreler kullanılır. Metal termometreler ile 1600 santigrat dereceye kadar olan yüksek sıcaklıklar ölçülebilir. Fabrika ve fırınlar kullanıldığı yerlerdir.
TERMOMETRENİN YAPILIŞI ;
1 - Yapılacak Projenin Adı:
Basit bir Gazlı Termometrenin Yapılması ve Çalışması
2 - Malzeme :
Bir deney tüpü veya ilaç tüpü,
1 – 2 mm çaplı ince,
Tüp boyutunda cam boru,
Mantar tıpa.
3 - Yapılışı:
Tüp içerisinde 4 – 5 cm renkli su konur.
İnce boru üzerinde kağıt şerit veya bölmeli karton yapıştırılır.
Termometre Çeşitleri
Isınınca genleşmeleri sıcaklıkla orantılı olan katı, sıvı, gaz maddelerden çeşitli termometreler yapılmıştır. Çok yaygın olarak kullanılan sıvılı ve metal termometrelerdir.
Sıvılı Termometreler:
Sıvılı termometrelerde genleşmeleri büyüyen ve sıcaklıkla orantılı olan sıvılar kullanılır. İnce cam boru içindeki sıvı; cıva ise cıvalı termometre, alkol ise alkollü termometre adını alır.
Cıva –39 santigrat derecede donar, 357 santigrat derecede kaynar. Cıvalı termometreler ile –39 santigrat derece ile 357 santigrat derece arasındaki sıcaklıkları ölçebiliriz. Çok soğuk kış günlerinde bu termometreler kullanılmaz. Bunu yerine donma sıcaklığı daha düşük olan alkollü termometreler kullanılır. Çünkü alkol yaklaşık olarak-115 santigrat derecede donar. Bu termometreleri kutuplarda kullanmak mümkündür. Ancak kılcal boru içindeki sıvının iyi görülebilmesi için kırmızı, mavi, sarı vb. renkli boya maddeleri ile boyanması gerekir. Sıvılı termometreler kullanıldıkları yerlere göre çeşitli isimler alırlar. Duvar termometresi, laboratuar termometresi ve hasta termometresi gibi.
Hasta Termometresi:
Cıvalı bir termometredir. Vücut sıcaklığını ölçmede kullanılır. 35 santigrat derece ile 42 santigrat derece arasındaki sıcaklıkları 1/10 incelikle ölçer. Bu termometrelerin haznesi ile kılcal borunu birleştiği yerde bir boğum bulunur. Vücut sıcaklığı ölçüldükten sonra termometre sapından tutularak sallanır. Neden? Yeni bir ölçmeye hazır olan termometre ağız içi ya da koltuk altına konularak vücut sıcaklığı ölçülür.
Metal Termometre:
Cıvalı ve alkollü termometreler ile ölçülemeyen sıcaklık derecelerini ölçmek için metal termometreler kullanılır. Metal termometreler ile 1600 santigrat dereceye kadar olan yüksek sıcaklıklar ölçülebilir. Fabrika ve fırınlar kullanıldığı yerlerdir.
TERMOMETRENİN YAPILIŞI ;
1 - Yapılacak Projenin Adı:
Basit bir Gazlı Termometrenin Yapılması ve Çalışması
2 - Malzeme :
Bir deney tüpü veya ilaç tüpü,
1 – 2 mm çaplı ince,
Tüp boyutunda cam boru,
Mantar tıpa.
3 - Yapılışı:
Tüp içerisinde 4 – 5 cm renkli su konur.
İnce boru üzerinde kağıt şerit veya bölmeli karton yapıştırılır.
Termometre ne için kullanilir? Havanin sicakligini ölçmeye yarar.
4 Kaç türlü termometre vardir ve bunlarda
kaç türlü sicaklik birimi vardir ? Iki türlü termometre vardir:
1. Civali veya alkollü termometreler
2. Madeni termometreler
Üç türlü sicaklik birimi vardir:
1. Santigrat derece (C0) en çok kullanilir.
2. Fahrenheit derece (F0)
3. Reomur derece (R0)
TERMOMETRE (THERMOMETER) [i]
Sicakligi ölçmek için kullanilan alet. Meteorolojide Selsiyus, Fahrenhayt, Kelvin veya Mutlak gibi degisik ölçekler termometrelerde kullanilmaktadir. Termometreler, degisen sicaklik karsisinda sivilarin hacim degistirmesi mantigina dayanir. En fazla kullanilan termometreler civali termometrelerdir. Sicakligin çok düsük oldugu yerlerde ise donma sicakligi daha düsük olan alkollü termometreler tercih edilir.
TERMOMETRE DESTEGI/AYAGI (THERMOMETER SUPPORT) [i]
Termometre siperi içerisinde minimum ve maksimum termometrelerin konulmasi için yapilmis metal ayak. Bu ayaklar termometrelerin yerinden çikarilip tekrar yerine konulmasina uygun sekilde dizayn edilmistir.
TERMOMETRE SIPERI (THERMOMETER SCREEN/SHELTER) [i]
Termometreleri direk günes radyasyonu ve diger olumsuz etkilerden koruyan, içerisinde serbestçe havanin dolasabildigi ahsap kutu. Meteorolojide ölçülen hava sicakliklari siper içerisinde bulunan termometrelerden elde edilen degerlerdir.
Ne yazik ki sicaklik ve isi ifadeleri sik sik karistirilmaktadir. Reklamlarda, haberler ve hava durumu programlarinda sik sik duydugumuz Düsük isilarda bile mükemmel temizlik, Dis isi göstergesi, Vücut isisi düstü, Bugün Ankara’da en yüksek isi 32°C gibi sicaklik yerine isinin kullanildigi ifadeler, sizi bilmem ama, beni rahatsiz etmeye devam ediyor. Oysa, bu karmasadan kurtulmanin sifresi çok basit. Eger belirtilen deger termometre ile ölçülebiliyorsa, sicakliktir. Isi ise, belirli sicakliktaki bir cisimden, daha düsük sicakliktaki bir cisme, sicaklik farki nedeniyle geçen enerjidir. Asagida bu konuda biraz daha ayrintili açiklamalar verilmistir.
Sicaklik Nedir?
Çokça kullanilan bir kavram oldugu halde, sicakligin tam bir tanimini yapmak oldukça güçtür. Sicaklik, duyularla algilanmakta ve genellikle sicak veya sogukkavramlariyla ifade edilmektedir. Gözlemlerimizden, sicak ve soguk iki cismin birbirine temas ettirilmesi halinde, sicak olanin sogudugunu, soguk olanin da isindigini, belirli bir süre temas halinde kaldiklarinda ise, her ikisinin de ayni sicaklik veya sogukluga ulastiklarini biliyoruz. Bir maddenin isil durumunu belirten bir ifade olan sicaklik, isi geçisine neden olan etken olarak da tanimlanmaktadir. Ancak, sicaklik artmaksizin da isi geçisi olabilecegi (ör. kaynayan su) hatirda tutulmalidir.
Çokça kullanilan bir kavram oldugu halde, sicakligin tam bir tanimini yapmak oldukça güçtür. Sicaklik, duyularla algilanmakta ve genellikle sicak veya sogukkavramlariyla ifade edilmektedir. Gözlemlerimizden, sicak ve soguk iki cismin birbirine temas ettirilmesi halinde, sicak olanin sogudugunu, soguk olanin da isindigini, belirli bir süre temas halinde kaldiklarinda ise, her ikisinin de ayni sicaklik veya sogukluga ulastiklarini biliyoruz. Bir maddenin isil durumunu belirten bir ifade olan sicaklik, isi geçisine neden olan etken olarak da tanimlanmaktadir. Ancak, sicaklik artmaksizin da isi geçisi olabilecegi (ör. kaynayan su) hatirda tutulmalidir
+
Termometreler Termo Metre Nedir
Termometreler ince Cam borudan yapılır. Borunun alt ucu şişkincedir, buraya Alkol ya da civa doldurulur. Üzerinde derece çizgileri bulunan ince uzun kısmın içindeki Hava boşaltılır, sonra ağzı kapatılır. Böylece ısı arttığı zaman tüpün içindeki Sıvı genleşir ve yavaş yavaş yükselir.
Meteorolojide Celsius, Fahrenheit veya Kelvin gibi değişik ölçekler termometrelerde kullanılmaktadır. Termometreler, değişen Sıcaklık karşısında Sıvıların Hacim değiştirmesi mantığına dayanır. En fazla kullanılan termometreler civalı termometrelerdir. Sıcaklığın çok düşük olduğu yerlerde ise donma Sıcaklığı daha düşük olan Alkollü termometreler tercih edilir.
En sık rastlananı cıvalı termometredir. Bu çok küçük kesite sahip ve üst ucu kapalı bir tüpten ibarettir. Alt ucundaysa içinde cıva bulunan küresel veya silindirik bir hazne bulunur. Isıtılmasıyla, cıva genişler ve tüpte yükselir. Tüpün kesitinin küçük olmasından dolayı az bir hacim büyümesinde cıvanın yükselmesi oldukça fazladır. Termometre iki sabit nokta arasında kalibre edilir. Bunlar Suyun donma noktasıyla kaynama noktasıdır. normal Atmosfer basıncında (760 mm cıva basıncı) bu iki nokta arasındaki mesafe Celsius termometresinde 100 eşit parçaya bölünür. Bunların her biri bir Centigrad’ı (1°C) gösterir. Fahrenheit ölçüsündeyse bu 180 eşit parçaya bölünür. Bunların her biriyse Fahrenheit’i (1°F) gösterir. Bu ölçümde, suyun donma ve kaynama noktası sırayla 32°F ve 212°F olarak belirlenir. Réaumur ölçümündeyse bu noktalar 0°R ve 80°R olarak isimlendirilir.
Ara da 80 parçaya bölünür. Cıva -39°C’de donduğu için çok düşük sıcaklıkların ölçümü için uygun değildir. Bu tür olanlar donma noktası düşük olan renkli alkolle doldurulmuştur. Ulaşılabilecek en düşük sıcaklık mutlak sıfır olup, 273,16°C’dir. Mutlak sıfırdan başlayan bir ölçü de Kelvin’dir, yani -273,16°C = 0°K’dır.
CELSİUS
Celsius ölçeği, 1742′de İsveçli astronom Anders Celsius’un ismiyle adlandırılmış bir sıcaklık ölçme birimidir.
Celsius çevirim formülleri
ilk ölçek çevrilen ölçek formül
Celsius Fahrenheit °F = °C × 1.8 + 32
Fahrenheit
Celsius °C = (°F – 32) / 1.8
Celsius Kelvin K = °C + 273.15
Kelvin
Celsius °C = K – 273.15
Sıcaklık değerlerini birbirine çevirmek için
Celsius ölçeğine göre, suyun üçlü noktası (aynı anda katı sıvı ve Gaz halinde bulunabildiği sıcaklık: triple point) 0,01 °C (veya 273,16 K) olarak tanımlanır. (Bu tanımla, daha önce referans alınan suyun donma noktası 273,15 K’dir, ancak üçlü noktanın ölçümü çok daha kesin bir şekilde yapılabilmektedir). Bir derece Celsius (1°C) ise, mutlak sıfır ile suyun üçlü noktasının farkının 1/273,16’sı olarak tanımlanmıştır. İlk olarak Anders Celsius tarafından önerilen buzun erime noktası ile suyun kaynama noktası arasında 100 derecelik bir sıcaklık ölçeği düşüncesi, 1954 yılında daha kesin sonuç vermesi amacıyla bu şekle getirilmiştir. Bu değişiklik ve Uluslararası Ağırlıklar ve Ölçüler konferansının son kararları doğrultusunda (°C) birimindeki C sembolü santigrat olarak değil Celsius şeklinde okunacak. Yani (°C) nin doğru okunuşu “derece Celsius” şeklindedir.
FAHRENHAYT
Geniş bir kullanım alanı olan sıcaklık ölçek sistemlerinden birisi. Cıvayı ilk defa termometrik bir araç olarak kullanan Alman Fizikçi D. G. Fahrenheit tarafından geliştirilmiştir. Bu ölçeğe göre suyun donma noktası 32 °F, kaynama noktası ise 212 °F olarak belirlenmiş ve bu iki nokta arası 180 eşit parçaya bölünmüştür. Bu ölçek sistemi daha hassas olduğundan ve tam dereceleri okumada daha Sağlıklı değerler verdiğinden meteorolojide ve iklim biliminde kullanılması daha akılcıdır. Ülkemizde, Fahrenhayt sıcaklık ölçeği yerine Santigrat derece kullanılmaktadır.
KELVİN
K harfi ile gösterilen ve birim aralığı Santigrat (Celsius) derecesiyle aynı olan, ancak sıfır noktası olarak mutlak sıfırı (–273.15°C) alan sıcaklık ölçüsü birimi. İsmini, termodinamikteki mutlak sıfır kavramını ilk kez gazlardan tüm Maddelere uygulayan İskoç asıllı bilim adamı Lord Kelvin’den (1824-1907) alır. 1954′teki onuncu ağırlık ve Ölçüler Genel Konferansı’nda (Conférence Générale des Poids et Mesures) suyun üçlü noktasının termodinamik sıcaklığının (mutlak sıfırla olan farkının) 273.16′da biri olarak tanımlanmıştır.
Santigrat derecesi sıfır noktasını suyun donma noktası olarak aldığından, 0°C 273.15K’e eşit olur. Benzeri şekilde Santigrat derece olarak ifade edilen herhangi bir sıcaklığı kelvine çevirmek için söz konusu değere 273.15 eklenir. Örneğin: 22°C=295.15K (22+273.15)
Kelvin sıcaklık birimi 1967′deki 13. Ağırlık ve Ölçüler Genel Konferansı’ndan beri “derece” sözcüğü kullanılmadan tanımlanmakta ve dolayısıyla derece işareti(°) olmadan yazılmaktadır.
CİVALI VE İSPİRTOLU TERMOMETRELER
Her zaman karşılaşılan Sıcaklıkları ölçmek için yeterli olan civalı ve ispirtolu termometrelerin ölçme alanı çok dar ve sınırlıdır. Daha düşük sıcaklıkları ölçmek için tolüen ve pentan gibi değişik Sıvılar kullanılır. Yüksek Sıcaklıklar gazlı termometrelerle ölçülür. Çok incelik isteyen sıcaklık ölçümlerinde, laboratuvarlarda Elektrik dirençli termometreler ve termoelektrik termometreler kullanılır.
AZOTLU TERMOMETRE
Azotlu termometre ile 1600 dereceye kadar olan sıcaklıklar ölçülebilir. Bunun üstündeki sıcaklıkları ölçmek için pirometrelerden yararlanılır. Bu âletin, sıcaklığı ölçülecek cisme değmesine gerek yoktur, yalnızca cismin ışımasını ölçmesi yeterlidir.
TERMOSTAT
Termostat, kapalı bir ortamda termometrenin verilerine dayanarak sıcaklığı sabit tutan bir âlettir. Üzerinde, istenilen sıcaklığı elde etmek için ayarlanabilen bir düğmesi vardır; bir ısıtma aygıtına Elektrikle bağlanan termostat,, aygıtın verdiği sıcaklığı arttırmağa ya da azaltmağa yarar.
METAL TERMOMETRELER
Civalı ve alkollü termometrelerin ölçemediği yüksek sıcaklıkları ölçmede kullanılır.fırın ve fabrikalarda 1600°C ye kadar olan yüksek sıcaklıkları ölçebilir.
SIVILI TERMOMETRELER
Sıvılı termometreler civa ve renklendirilmiş alkol kullanılarak yapılan termometrelerdir.Termometrelerin ölçüm yapabilecekleri sıcaklık aralıkları vardır.Bu sıcaklık aralığı termometrede kullanılan Sıvının donma ve kaynama sıcaklıkları arasıdır.
Donma sıcaklığı Kaynama sıcaklığı
Civa -39°C 357°C
Alkol -115°C 78°C
Yukarıdaki tabloda gösterildiği gibi civalı termometrelerde -39°C ile 357°C ler arası alkollü termometrelerde ise -115°C ile 78°C arası sıcaklık değerleri ölçülebilir.
Dolayısıyla hava sıcaklığının kutuplarda -50°C lere düştüğünü civalı termometreyle,kaynamakta olan suyun sıcaklığını da alkollü termometreyle ölçemeyiz.
HASTA TERMOMETRESİ
Vücut sıcaklığını ölçmede kullanılan civalı termometredir.35°C ile 42°c sıcaklıklar arası 1/10 duyarlılıktan ölçülebilir.yani bu termometrelerle 0,1°C lik sıcaklık değişmeleri ölçülebilir. Hasta termometresindeki boğum,ölçüm yapılırken civanın hazneye hemen dönmemesi için konulmuştur.
GAZLI TERMOMETRELER
Gazlar, sıvılara göre, sıvılarda da katı maddelere göre sıcaklığa karşı daha duyarlıdır.Bu nedenle gazlı termometreler çok hassas sıcaklık ölçümlerinde kullanılır
Alıntı
AKLA KARAYI SEÇMEK(Bir işin üstesinden gelene kadar çok zorluk çekmek, güçlükle başarmak)
Dinimize göre, sabah namazının kılınma vakti, güneş doğuncaya kadar geçerlidir. Ortalık ağarmaya başlayıp da ak iplik ile kara iplik birbirinden seçilinceye kadar sabah namazı kılma süresi devam eder. Ağır hastalar bütün gece sancı ve ızdırap içinde kıvranarak uyuyamadıklarından, sabahı zor ederler.
İPE UN SERMEK
(İstenilen işi yapmamak için çeşitli bahaneler uydurmak, güç koşullar öne sürmek, güçlük çıkarmak anlamında bir deyim.)
Nasreddin Hocanın, aldığını bir türlü geri vermeyen ya da kırık dökük, delik, kopuk, sakat olarak geri getiren bir komşusu Hocadan bir gün urgan ister. Hoca da Bizim hanım biraz evvel urganın üzerine un serdi, veremeyiz. Der. Komşusu güler;Aman hocam, hiç urgan üstüne un durur mu, ipe un serilir mi? diye sorunca, Hoca cevabı yapıştırır. Neden serilmesin. Vermeye gönlüm olmayınca, ipe un da serilir elbet.
buyrun cenaze namazına deyiminin hikayesi,
IV. Murad zamanında tütün,içki ,keyif verici madde yasağı koyar.ve yasağa uymayanları şiddetle cezalandırır.
bugünkü üsküdar civarında bir kahvehanede tütün vs. içildiğini istihbarat alır.
derviş kılığında tebdili kıyafet buraya gider.
selam verir.oturur.kahveci yanına gelip,
-baba erenler kahve içermi diye sorar.
-padişah. evet.
-k.tütün içermisin.der.
-p:hayır.der.
kahveci işkillenir.tütün içimiyorda ne işi var burda.zaten padişahın tebdili kıyafet dolaştığı haberleri var.eli titreye titreye kahveyi götürür.
-k.baba erenler ismini bağışlarmı?
-p.Murad.
-k.peki isimde sultanda varmı?
-p.elbette var.
deyince kahvecinin bet beniz atar.zangır zangır titrer.ve.
-k.öyleyse buyrun cenaze namazına der.olduğu yere yığılır.
IV. Murad bu lafa çok güler ve kahveciyi bir degalığına af eder.
banadamı lo lo lo ?
Adamın birisi borcunu vaktinde ödeyemediği için tefeci tarafından mahkemeye verilmiş. Tanıdığı bir avukata derdini anlatmış. Avukat:
-”Ben seni kurtarırım, sen mahkemede hakim ne sorarsa dilsiz taklidi yaparak Lo Lo Lo dersin, sakın ağzını açıp konuşma” diye talimat vermiş.
Mahkeme günü hakimin bütün sorduklarına Lo Lo Lo demiş ve Avukat ta “Benim müvekkilim dilsizdir, böyle bir borcu yoktur, haksız bir borç ile zavallıyı mağdur etmek istiyorlar”, şeklinde müdafalarla adamı kurtarmış.
Ertesi gün vekalet ücretini almaya gelen Avukata, adam yine dilsiz taklidi yaparak “Lo Lo Lo” deyince, avukat kızmış:
-”Yahu, bize de mi Lo Lo Lo, benim verdiğim silahla beni de mi öldüreceksin?” demiş.
Hoşafın yağı kesildi
Yeniçeri ocaklarında efrada yemek dağıtılırken mutfak meydancısı elinde tuttuğu üzeri ayet ve dualar yazılı kallavi koca kepçe ile evvela yağlı yemekleri ve pilavı dağıtır, sonra da hoşaflara daldırırmış.
Hal böyle olunca, sofralara gelen hoşaf bakracının üstünde, bir parmak kalınlığında yağ tabakası yüzermiş. Bu durumu gören Yeniçeri ağalarından akıllı birisi meydancıya emir vererek “Kepçeyi yağlı yemeklere batırmadan evvel temiz iken hoşafları dağıt, sonra yemek tevziatına geç…” demiş.
Demiş amma, bu sefer sofralara giden hoşaf bakraçlarının üzerinde yağ tabakasını göremeyen Yeniçeriler isyan bayrağını çekmişler:
- “Hakkımızı yiyorlar, istihkakımızdan çalıyorlar, zira hoşafın yağını bile kestiler, yağlı hoşaf isterük…” diye bağırmışlar
Atma recep hepimiz din kardeşiyiz.
Balkan devletlerinin mühim bir kısmı ve bu meyanda Arnavutluk, Osmanlı İmparatorluğu haritasına dahil iken, bu ülkeleri idare etmek çok zordu. Bu devirlerde sık sık dağa çıkan Arnavut eşkıyalarını takip eden hükümet kuvvetleri Recep isminde bir sergerdenin avanesini kuşatıp sıkıştırıyorlar. Çıkar yol kalmadığını gören Arnavutlar ve başlarındaki Recep, saklandıkları yerden bağırıyorlar:
- “More atmayın, biz de din kardeşiyiz, teslim olacağız.”
Teslim oluyorlar, az bir ceza ile kurtuluyorlar. Fakat palavracı Arnavut bu olayı şurada burada anlatırken:
- “More vallahi geberttirecektim zaptiyeleri, çolukumuz çocukumuz var deyip ağladılar, acıdım da bıraktım” şeklinde palavra atınca etrafında toplanıp dinleyenler arasında olayın iç yüzünü bilen birisi:
- “Atma Recep biz de din kardeşiyiz…” deyince Arnavut Recep şaşırır
Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak
Dimyat Mısır’da, Süveyş Kanalı ağzında ve Portsait yakınlarında bir iskeledir. Eskiden Mısır’ın meşhur pirinçleri, ince hasırdan örülmüş torbalar içinde buradan Türkiye gelirdi.
Dimyat’a pirinç almak için giden bir Türk tüccarının bindiği gemi Akdenizde Arap Korsanları tarafından soyulmuş ve adamcağızın kemerindeki bütün altınlarını almışlar.
Binbir müşkilat içinde Türkiye’ye dönen pirinç tüccarı o yıl iflas etmek durumuna düşmüş. İstanbul’dan kalkmış, memleketi olan Karaman’a gitmiş. O sene tarlasından kalkan buğdayları da bulgur tüccarlarına sattığından, kendi ev halkı kışın bulgursuz kalmışlar. “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” sözünün aslı buradan kalmıştır
Atı alan üsküdarı geçti.
zamanında Bolu beyine baş kaldıran köroğlunun dillerde yağızmı yağız atı çalınır.bütün civarı arar tarar yok.bir kimse birde istanbuldaki pazarları dolaş der.istanbulda pazarları dolaşırken atına rastlar.
pazar sahibine şu ata bir bineyim hele der.pazarcıda buyur der .
eski sahibinin kokusunu alan at şahlanıp,dört nala ordan uzaklaşır.
dövünen pazarcıya ihtiyarın biri gelip ,
ah evlat! atı alan üsküdarı geçti.o köroğluydu ,atın gerçek sahibi…
çok kullandığımız bir deyimde Güme gitti.!
yeniçeri ler günümüz polisliğini yaptığı dönemlerde
olaylara müdahele edip,göz altına alacakları adamları kodeslere götürür.
içeri atarkende hooop…güümm derlermiş.
ahalide bir olay sırasında suçsuz yere içeri alınan insanlara.
vay be! adam bağıra çağıra güme gitti!derlermiş.
iş inada bindi nin öyküsü..
adamın biri hayatında hiç namaz kılmamış .
bunu bilen bir arkadaşıda yahu şu mübarek ramazan bari bir-iki rekat namaz kıl demiş.
o da tamam tamam kılarız.iki rekat deyip .akşam teravih namazına gitmiş.
teravih başlamış .bir-iki-dört derken namaz devam ediyor.
bir camdan kafasını uzatıp cami önünde bekleyen oğluna ,
evlat sen eve git bu iş inada bindi.demiş.
Bu boru değil?
Eskiden askeri okullarda nerdeyse bütün işler borunun verdiği sese göre yapılır.Öğrenciler bu boru sesine göre hareket ederlermiş.
Kalk borusu,yat borusu ,karavana,paydos,derse gir,dersten çık ,istirahat v.s, bir çok boru sesi.
Hikayenin geçtiği askeri lisede o gün ,sınıf kıdemlisi öğrenci, sınıfa dalar.
-Çocuklar size havadisim var! Duydunuzmu? diyerek bağırır.
Diğer öğrenciler de –Duymadık !.Ne ise borusu çalar biz de duyarız .demişler.
Kıdemli öğerencide
-Çocuklar! bu boru değil .Yarın yeni padişah tahta çıkıyor.Şenlikler var. Sınıf komutanın özel emri var. Bütün dersler paydos demiş.
Diğer öğrencilerde çok sevinirler bu işe.
O günden sonra o okul ve diğer okullarda öğrenciler aralarında konuşmaya başlamadan önce,
-Dinle ! Bu boru değil .Anlatacaklarım çok önemli … diyerek lafa başlarlarmış.
Hakkında hayırlısı derken
- Hakkında Hayırlısı Böyleymiş
Bu deyim daha çok değer verilmeyen birinin başına gelen felaketi –birazda alay ederek- hafife almak için kullanılıyor. Hikaye şöyle;
Bir zamanlar Üç kişilik bir hırsız gurubu varmış. Bunlar her gittiği yeri soyup soğana çevirmekte yurt çapında ustalaşmış, namı almış yürümüş kişilermiş. Aralarından biri şefmiş. Şef oldukça sert mizaçlı, acımasız biriymiş. Bir gece konağın birini soyuyorlarmış, çatıdan salona ip sallandırmışlar, biri topladığı eşyaları iple tırmanarak çatıdaki şefe veriyor, şef; bunları dışarıda gözcülük yapan diğer hırsıza ulaştırıyormuş. İçerdeki hırsız salonda som altından bir şamdan görmüş, iple çatıya çıkarken,
“şefim bu şamdan benim ona göre” demiş. Şef bu lafa bir hayli sinirlenip ipi kesmiş, adam kafa üstü yere çakılıp ölmüş. Konaktan yürütebildikleri ile birlikte öteki hırsızla hızla uzaklaşırlarken adam ölen arkadaşı ile ilgili bütün cesaretini toplayıp; “Zühtü de iyi adamdı be şefim” Şef sert bir bakış fırlattıktan sonra gür sesiyle bağırmış: “ Sus ulan! Hakkında hayırlısı böyleymiş”
İnsanoğlu Kuş Misali
Zamanında Üsküdar’da bir “Miskinler Tekkesi” bulunurmuş. Adından da anlaşılacağı üzere buraya yurdun en tembel, en miskin insanları takılırmış. İşte burada iki miskin kendilerine iki sandalye bulup oturuyorlarmış. Gel zaman git zaman havalar gittikçe soğumaya başlamış. Tekkeninde penceresi açık ama kimsenin ayağa kalkıp pencereyi kapatmaya mecali yok.
Birinci miskin: Yahu havalar iyice soğudu, şu pencereyi kapatmak lazım.
İkinci miskin: Doğru söylüyorsun mirim, kapatmak lazım.
Aradan saatler geçer, haftalar geçer, hatta ay geçer, yine aynı diyalog aralarında sürer gider. Sonunda birinci miskin daha fazla dayanamaz bütün gücünü toplayıp karşı pencereye ulaşır, camı kapatır ve hemen oracıktaki bir iskemleye kendini bırakır. Sonra öteki miskin arkadaşına şunları der: “Ya mirim gördün mü, insanoğlu kuş misali. Dün neredeydim, bugün neredeyim”
Gemileri yakmak
Gemiyle işgale gittikleri bir yerde ordusu rakibin gücü karşısında korku duymaya başlayınca Sezar askerlerini yüksek bir tepeye çıkartır ve aşağıda kalan bir kaç askere gemileri ateşe vermeleri emrini verir. Geldikleri gemiler gözlerinin ününde çatır çatır yanan ordu şok geçirmiştir. sezar ‘gördüğünüz gibi gemileri yaktık artık dönüş yok ya bu savaşı kazanırsınız ya da hepimiz burada ölürüz’ şeklinde bir konuşma yapar. savaş sezarın ordularının ezici zaferiyle sonuçlanır
Yanlış hesap, Bağdattan döner.
İstanbul kapalı çarşıya kervanlar gelir.Tüccarların siparişleri kumaş,kürk,baharat neyse dağıtılır.Daha sonra tüccarlardan paraları tahsil edilirmiş.
Yine bir alış veriş sonrasında, tüccarın biri hesap yaparken dört işlem hilleri ile kervancıyı 400-500 altın içerde bırakır.
Hesaptaki yanlışlığı anlayamayan kervancı Bağdat –Hicaz ve Mısıra seferine çıkar.
Tüccarda, şimdi bu Mısırdan altı-yedi ayda zor döner.bende bu parayı işletirim. diye düşünür.
Kervancı yol uzun ,zaman bol bütün hesapları tekrar tekrar inceler.
Tüccarın yaptığı hileyi anlar.Kervan Bağdat’a girmek üzereyken,kervanı oğlu vv güvendiği bir kişiye emnet eder,
-Siz beni Bağdatta bekleyin. der.
İyi bir Arap atı alıp dört nala İstanbula dönmeye başlar.
Yolda, bu adam bu parayı hemen öyle vermez diye düşünüp bir plan kurar.İstanbuldaki dostlarında plan için yardım ister.
Ertesi gün tüccarın dükkanına iki kadın gelir.
Tüccara ,
-Sorup soruşturduk bu civarda en dürüst ,en güvenilir kişi sizmişsiniz.Biz Hicaza gideceğiz.Size bu iki çantayı emanet etmek istiyoruz.derler.
Çantaları açıp tüccara gösterirler.Çantaların için inci.altın,pırlanta envayi çeşit müccevher.
-Olurda gelemezsek bunlar size helali hoş olsun.bize bir dua okutur,belki bir hayrat yaptırırsın.derler.
Bunları duyan tüccar sevinçten uçar.Kadınları hürmet ,ziyafet.
Bu sırada kervancı içeri girer,
Bunu gören tüccar ,daha kervancı lafa başlamadan ,
-Yahu hoşgeldin.bizim hesapta bir yanlışlık olmuş .paralarını ayırdım.Çocuklarada tenbihledim,eğer ölürsem kervancının parasının mutlaka verin.Ben kul hakkı yemem kardeşim. der.
Parayı hemen verir.
Bu sırada kadınlar, –Biz bu sene gitmekten vazgeçtik .Kısmetse seneye !.deyip dükkan
çıkarlar.
Oyuna geldiğini anlayan tüccar ,kervancıının peşinden koşup ,
-hani sen mısıra gidecektin .yaktın beni! diye bağırır.
Atına binen kervancı,
-yanlış hesap adamı Bağdattan dödürür.der ve yoluna gider.
diğer bir deyim ve hikayesi
Çıkar ağzındaki baklayı
“Zamanında çok küfürbaz bir adam yaşarmış. Sonunda kendine yakıştırılan küfürbazlık ününe dayanamaz duruma gelmiş. Soluğu bir bilgenin yanında almış, ondan akıl danışmış.
‘Her kızdığım konu karşısında küfretmek huyumdan kurtulmak istiyorum’ demiş. Adamın içtenliğini görünce bilge ona yardımcı olmaya karar vermiş. Bakkaldan bir avuç bakla tanesi getirtmiş ve bunları ‘küfürbazlık’tan kurtulmak isteyen adamın avucunun içine koydu.
‘Şimdi bu bakla tanelerini al, birini dilinin altına, ötekilerini cebine koy’ demiş. ‘Konuşmak istediğin zaman bakla diline takılacak, sen de küfürden kurtulma isteğini anımsayıp o anda söyleyeceğin küfürden vazgeçeceksin. Bakla ağzında ıslanıp da erimeye başlayacak olursa cebinden yeni bir bakla çıkakrırsın, dilinin altına onu yerleştirirsin.’
“Adamcağız bilgenin dediğini yapmış. Bu ara da bilgenin yanından da ayrılmamaya çalışıyormuş. Yağmurlu bir günde birlikte bir sokaktan geçerlerken bir evin penceresi hızla açılmış ve genç bir kız başını uzatmış, seslenmiş:
‘Bilge efendi, biraz durur musun?’ demiş ve pencereyi kapatmış. Bilge söyleneni yapmış ama sicim gibi yağan yağmur altında iliklerine değin ıslanmış. Sığınacak bir saçak altı da yoktur. Üstelik niçin durdurulduğunu henüz bilmemektedir ve kız da pencereden kaybolmuştur. Bir ara evin kapısına varıp kızın ne istediğini sormak geçmiş içinden fakat tam kapıya yöneleceği sırada kız tekrar pencerede görünmüş ve aynı isteğini yinelemiş:
‘Bilge efendi, lütfen birkaç dakika daha bekler misiniz…’
“Bilge içinden öfkelenmiş ama kızın isteğini de yerine getirmiş. Fakat yanındaki ‘eski’ küfürbaz adam, kendini zor tutuyormuş. Bu arada yağmurun şiddeti gittikçe artıyor, bilge de, adam da, vıcık vıcık ıslanıyorlarmış.
Bir süre sonra pencere açılmış ve kız yine seslenmiş
‘Gidebilirsiniz artık!..’ demiş.
Bilge bu durumu çok merak etmiş ve sormuş:
‘İyi de evladım bir şey yoksa bu yağmurun altında bizi niçin beklettin?’
“Penceredeki kız, bu soruyu pek umursamamış:
‘Efendim, sizi elbette bir nedeni olmadan bekletmiş değilim’ demiş ve bekletme nedenini şöyle açıklamış:
‘Tavuklarımızı kuluçkaya yatırıyorduk. Yumurtaları tavuğun altına koyarken bir kavuklunun tepesine bakılırsa piliçler de tepeli olur, horoz çıkarmış. Annem sizi sokaktan geçerken görünce hemen yumurtaları kuluçkaya koydu ve yumurtaları tavuğun altına yerleştirene değin sizin pencerenin önünden ayrılmamanızı istedi.’
“Saygısızlığın böylesi karşısında bilgenin de tepesinin tası atmış. Yanındaki ‘eski’ küfürbaza dönmüş ve şöyle demiş:
‘Hak ettiler bu ana kız’ demiş. ‘Çıkar ağzından baklayı!..’”
Mürekkep yalamak
Eskiden mürekkeplerin içinde bezir isi denilen bir madde bulunur.Yazarken yapılan yanlışlıklar ancak yalamak yoluyla giderilirmiş.
Okuma-yazma bilen kişiler az olduğundan ,bir,iki satır yazacak kişiler el üstünde tutulur.Mürekkep yalayanlar üstün sayılırmış.
Foyası meydana çıktı.
Kuyumcular yaptıları yüzük,kolye,küpe gibi ziynetlerde kullandıkları elmasların arka kısmına foya adlı maddeyi sürer,bir çeşit ayna gibi ışıkların yansıtılmasını sağlarlarmış.
Zamanla foyalar çıkar ,dökülür.Bu benzetme yapılarak sahte,yalan işlerin ortaya çıkması anlamında deyim olarak kullanılır.
Bir çuval incir berbat oldu.
İncir işleme fabrikalarında incirler çürük,kurtlu,bozuk olanlar ayıklanır,sağlamlar boy boy ayrılırmış.
Bir torba yada çuvaldaki gözden kaçmış bozuk incirleden sağlam incirlere hastalık sirayet edermiş.
Küçük bir yanlışlığın güzelim işleri bozduğu bu olaydan ilham alınır olmuş.
Şirazesinden çıktı
Ciltli kitapların kapağa bağlanan iki uç tarafında ibrişimden örülmüş (yada başka cins bir ip) ince bir şerit vardır. Buna şiraze denir.Sayfaları cilt olarak bağlı tutar.Şiraze bozulursa kitap dağılır.
Şapa oturduk!
Kızıldenizin eski bir adı Şap denizi imiş.Mercana benzeyen beyaz taşlar bu denizden getirilirmiş.Bu taşlar su altında hacimlerini büyüterek yayılır ve gemiler için tehlike oluşturur.
Seyir haritalarında normal gösterilen yerlerde bu şap kayaları büyüdükleri için tehlikelere neden olurmuş.
Eskiden haca gemiyle giden hacı adayları için en sık başa gelen en önemli tehlike buymuş.Hacı bekleyen ahali –İnşallah bizimkiler şapa oturmaz .deyip dua ederlermiş.
Asayiş berkemal
Sultan Abdülazizin son yıllarında Musul ve Bağdat gibi illerde toplum içi anarşik olaylar artar.Irak ve çevresinde yabancı devletlerinde etkisi ile iyice asayiş bozulur.
Durumları İstanbuldan gizlemeye çalışan devrin yetkilileri ,
Vilayet gazetesine her baskısında şu şekil manşet atarlardı:
‘’Saye-i asayiş –vaye-i padişahide ,vilayetin her bir tarafında emn-ü asayiş berkemaldir..’’
<Padişahın şahane idaresi altında,vilayetimizin her tarafında asayiş ve huzur hakimdir.>
Yine büyük olaylardan sonra ertesi gün aynı manşet verilince ,
Bölgenin ünlü şairlerinden Kerküklü Şeyh Rıza Efendi dayanamayıp
Aşapıdaki beyti yazıp gazeteye gönderir.
‘’Katl ü nehb-i eşkiyadan millet oldu payimal,
Emn-ü asayiş yine,elhamdülillah berkemal!!’’
<Eşkıyanın cinayet ve yağması yüzünden millet ayaklar altında kaldı ama,
Allaha şükür asayiş yinede sağlanmış durumda.>
Aklım kesiyor.
Ünlü bir hekim olan İbni Sina aynı zamanda matematik konusunda deha seviyesindeymiş.
Babası onu çocukken matematik konusunda hassas eğitim veren bir okula gönderir.Ancak İbni Sina cebir,geometri bir türlü beceremez,okuldan kaçar.Babasından korktuğundan ,eve dönmez bir kervana katılır.
Kervanbaşı en küçük yaştaki İbni Sinayı su alması için bir kuyuya gönderir.
Sapına ip bağlı kovayı kuyudan çekerken,ipin sürtündüğü taşı kestiğini görür.
Ve kendine sorar:bu ip taşı nasıl keser?
Biraz daha düşünür:ip çok uzun zamandır,bu taşa sürtünüyor.ve aynı yere sürekli sürtüne sürtüne demekki taşı kesebiliyor.
Madem ip bile taş kesiyor,benim aklım niye cebiri kesmesin? der.
Okuluna döner ve bildiğimiz tıp dehası İbni Sina olur.
Balık kavağa çıkınca
Eski İstanbul şimdiye göre tam anlamıyla balık ve balıkçı şehiriymiş.
Tutulan balıkların satılması Yemiş iskelesi ve Balık pazarından başlayan ve bu merkezlerin etrafında mahalle mahalle büyüyen pazarlarda yapılırmış.
Balığın çok fazla çıktığı günlerde ise,
Tophane’den Rumeli Kavağına ve Üsküdar’dan Anadolu Kavağına kadar her yere çeşitli vasıtalarla götürülüp satılırmış.
Fiyat kırmak isteyen yada çok düşük fiyata almak isteyen müşterilerinede balıkçılar,
-Oooo! O fiyatı ancak balığı kavağa çıkardığımızda satarız biz.derlermiş.
Bu işin altında bir Çapanoğlu var.
Çapanoğlu Ahmet Paşa ,Yozgat şehrinin kurucularındandır.
1764 Sivas valisi iken görevden alınır, bir süre sonrada öldürülür.Yerine büyükoğlu Mustafa bey daha sonra Süleyman bey geçer.
Süleyman bey Yozgatı imar ettikten sonra,Ankara,Amasya,Elazığ,Maraş,Niğde ve Tarsus gibi illeri idare etmeye başlar.
Çapanoğullarının bu ünü her yana yayılır.Yalnız halk arasında değil ,devlet adamları arasındada ‘’Çapanoğlu’’ ismi ünlü olur.
Rivayete göre ,devlet adamlarından biri,halktan bazı insanların aleyhine verilecek
kararı sonuçlandırmak için soruşturma yaparken ,Çapanoğullarından birinin adıda bu olaya karışır.
Çapanoğullarının nüfuzundan çekinen diğer bir memur,
‘’bu işi fazla kurcalamayalım bence,altından bir Çapanoğlu çıkar’’ der.
Soruşturma aynen kapatılır.
İki dirhem bir çekirdek.
Keçiboynuzunun ,Yunanca adı keration ,İngilizcede carob,Arapçada kırrıt tır.
Keçiboynuzunun tohumu yıllarca elmas ölçmek için kullanılmış.
Elmaslar,keçiboynuzu tohumları ile tartılıp satılırmış.
Bu nedenle keçiboynuzu ,kırat veya karat dediğimiz ölçü birimine isim babalığı yapmış.
Prof Dr.Aydın Akkaya açıklamasına göre;
Keçiboynuzu çekirdeği doğada ağırlığı değişemeyen bir tohumdur.
Tohumlu bitkilerden yalnız keçiboynuzu uzun süre suda bekletildikten sonra filiz verebilir.Bu ,hem çok kuruduğu ve meyvasından çıktıktan sonra son ve sabit ağırlığını aldığı için hemde içine su alması ihtimalinin
çok az ve çok uzun süreye bağlı olduğu içindir.
Bu sebeple Araplar,Selçuklular,Osmanlılar dönemlerinde ağırlık ölçüsü olarak kullanılmıştır.
Dört tanesi bir dirhem eder.
Dirhem 3 gr. ağırlığa eş kabul edilir.
Satıcı , iki dirhemlik bir şey satarken (sekiz çekirdek) deyip,buda benim ikramım olsun derse,müşterinin saygın ve itibarlı olduğunu gösterirmiş.
Çok şık ve gösterişli giyinen kişilere ‘’iki dirhem bir çekirdek ‘’ denmesinin kökü buymuş
KARŞIT ANLAMLI SÖZCÜKLER (ZIT ANLAMLI SÖZCÜKLER:
*Anlamca birbiriyle çelişen, birbirinin karşıtı olan sözcüklere “zıt anlamlı sözcükler” denir.
Al-Ver, Hafif-Ağır, Güzel-Çirkin, İnmek-Çıkmak, Dar-Geniş, Hızlı-Yavaş
Not: Bir kelimenin olumsuzu, o kelimenin karşıt anlamlısı değildir.
Tatlı X Tatsız (Olmaz) Doğrusu: Tatlı X Acı
Canlı X Cansız (Olmaz) Doğrusu: Canlı X Ölü
Gel X Gelme (Olmaz) Doğrusu: Gel X Git
ÖRNEKLER:
büyük = küçük
bağımsızlık = tutsaklık
çekmek = itmek
batı = doğu
barış = savaş
çarpma = bölme
cömert = cimri
çabuk = yavaş
dert = derman
darılmak = barışmak
dik = eğik
çalışkan = tembel
cevap = soru
cesaret = korkaklık
cılız = gürbüz
donuk = parlak
duru = bulanık
eski = yeni
el(yabancı) = tanıdık
eksik = fazla
esaret = özgürlük
düş = gerçek
düşman = dost
dahil = hariç
dikit = sarkıt
erkek = kadın
fakir = zengin
alçak gönüllü = kibirli
afacan = uslu
anormal = normal
ak = kara
alıcı = satıcı
ast = üst
aşağı = yukarı
aynı = farklı
atılgan = çekingen
aydınlık = karanlık
bolluk = kıtlık
borç = alacak
bekâr = evli
başlamak = bitirmek
bulanık = duru
geçmiş = gelecek
geri = ileri
aktif = pasif
acemi = usta
artı = eksi
açık = kapalı
azami = asgari
alt = üst
alçak = yüksek
ağır = hafif
arka = ön
acı = tatlı
azalmak = çoğalmak
| SÖZCÜK | ZIT ANLAMI |
| acemi | usta |
| aktif | pasif |
| azami | asgari |
| artı | eksi |
| açık | kapalı |
| alçak | yüksek |
| alt | üst |
| ağır | hafif |
| acı | tatlı |
| SÖZCÜK | ZIT ANLAMI | SÖZCÜK | ZIT ANLAMI |
| acemi | usta | galip | mağlup |
| aktif | pasif | genç | yaşlı |
| azami | asgari | güzel | çirkin |
| artı | eksi | gerçek | sahte |
| açık | kapalı | hatırlamak | unutmak |
| alçak | yüksek | hırçın | uysal |
| alt | üst | hızlı | yavaş |
| ağır | hafif | ıssız | kalabalık |
| acı | tatlı | iniş | çıkış |
| arka | ön | ilk | son |
| azalmak | çoğalmak | indirim | zam |
| afacan | uslu | iyi | kötü |
| alçak gönüllü | kibirli | iç | dış |
| alıcı | satıcı | ince | kalın |
| anormal | normal | katı | yumuşak |
| ak | kara | kaybetmek | bulmak |
| ast | üst | keder | neşe |
| atılgan | çekingen | kalabalık | tenha |
| aşağı | yukarı | kuru | yaş |
| aynı | farklı | kış | yaz |
| aydınlık | karanlık | kıt | bol |
| bekâr | evli | kirli | temiz |
| bolluk | kıtlık | medeni | ilkel |
| borç | alacak | ödül | ceza |
| bulanık | duru | nazik | kaba |
| başlamak | bitirmek | negatif | pozitif |
| büyük | küçük | minimum | maksimum |
| batı | doğu | neşeli | üzgün |
| barış | savaş | övmek | yermek |
| bağımsızlık | tutsaklık | pahalı | ucuz |
| çekmek | itmek | ret | kabul |
| çarpma | bölme | saldırı | savunma |
| cömert | cimri | seyrek | sık |
| çalışkan | tembel | soyut | somut |
| cevap | soru | sığ | derin |
| cesaret | korkaklık | suçlu | masum |
| cılız | gürbüz | sabah | akşam |
| çabuk | yavaş | erken | geç |
| dert | derman | tekil | çoğul |
| darılmak | barışmak | tertipli | dağınık |
| dik | eğik | tavan | taban |
| donuk | parlak | uyumak | uyanmak |
| duru | bulanık | uslu | yaramaz |
| düş | gerçek | uzak | yakın |
| düşman | dost | unutmak | hatırlamak |
| dahil | hariç | perakende | toptan |
| dikit | sarkıt | gece | gündüz |
| eski | yeni | doğru | yanlış |
| el(yabancı) | tanıdık | üretim | tüketim |
| eksik | fazla | yüksek | alçak |
| esaret | özgürlük | taze | bayat |
| erkek | kadın | ihtiyar | genç |
| fakir | zengin | açık | kapalı |
| geçmiş | gelecek | geniş | dar |
| geri | ileri |

Malzemeler:
1 adet sade pasta tabanı
1 su bardağı ılık su
2 çorba kaşığı şeker
2 çorba kaşığı neskafe
Kakao ve Türk kahvesi
Muhallebi için:
2 çorba kaşığı un
3 çorba kaşığı şeker
2 su bardağı süt
1 yumurta
2 paket damla sakızı
1 kutu labne peynir
Yapılışı:
Şeker ve neskafe bir bardak ılık suda eritildikten sonra, hazır kekin her iki parçası ıslatılır.
Muhallebi için, yumurta ve şeker çırpılır, içerisine süt ve dövülmüş damla sakızı ilave edilir. (Damla sakızı, aktarlarda ve marketlerde küçük paketler halinde satılıyor, ben damla sakızının aromasını sevdiğim için 2 paket kullandım siz miktarını arzunuza göre arttırıp azaltabilirsiniz) Son olarak unu da ekledikten sonra, kısık ateşte muhallebi kıvamına gelinceye dek pişirilir. Pişen muhallebi hafif ılındıktan sonra labne peyniri ilave edilir ve mikserle pürüzsüz bir kıvama gelinceye dek karıştırılır. Muhallebinin yarısı önce kekin bir parçasının üzerine sürülür, diğer parça üzerine kapatıldıktan sonra kalan muhallebi ile kekin üzeri ve yanları kaplanır. Bir çay süzgeci yardımıyla kekin üzeri tamamen kaplanıncaya dek kakao ve Türk kahvesi serpilir. Burada kakaoyu, Türk kahvesine nazaran biraz daha ağırlıklı olarak kullanmak gerekiyor.
Tiramisunun yapılışı işte bu kadar, fakat yemeden önce mutlaka buzdolabında bir kaç saat bekletmek gerekiyor. Afiyet olsun…